Lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütf…
LAY LAY LA LAY LAY LAY, LAY LALAY LA LA LAY.
Elimi nereye atsam hep bi’ hatıraya denk geliyorum. Sanki biri çok kötü bi’ oyun düzenlemiş de tam kilit noktalarda karşıma çıkıyorlar. Çantamın ön gözünde, çantamın büyük gözünde, çantamın arka ufak gözünde. Ön gözün içindeki bölmede. Diğer çantamda. Dolabımdaki kutular içinde. Beynimin içinde, kalbimin en dibinde. Telefondaki klasörde. Çalan şarkılarda. Otobüse binerken. Karaköy’de. Yatarken eşlik eden ‘şey’de. Bitmesin diye kullanamadığım parfümde. Eskimesin diye kaldırdığım t-shirtte. Orda, burda.
Biri belirsizliğin bitmesini sağlayabilir mi?
Koccaman sevinç. Baloncuklar.
Ne de olsa ölümvarabi.
Nasıl şaşkınım, nasıl mutluyum, nasıl son anda tam güzel oldu herşey. Nasıl nasıl nasıl. Bir kişi eksikti zaten ama onun eksikliği bile ayrı güzel. O hep güzel. O hep en. O varya. Allahım. Sen biliyorsun.
4 gündür yolunda gitmeyen şeyler var. Belki de komik bir şekilde midemdeki ağrının pek de hayra alamet olmadığını düşünmekten alamıyorum kendimi. Onca komşulu toplanmada, şurda burda ‘psikosomatik hastalık psikosomatik hastalık’ diye tutturduktan sonra hiç yadırgamayacakmışım bunu, en azından hakkım yokmuş da sükûnetle karşılayacakmışım gibi sanki.
Geçen seneden günler yaşıyorum. Değişik bir hesaplamayla oluşturulan geçen seneden.
—
Gecenin ardından gündüz gelmiyor, gündüzün ardından gelen gece.
—
Perşembeye daha var, bakalım.
Dinlemelik.
notları temize çekmekten sıkılmış bi’ bünye.
Şaka maka üç de olduk he.

